Bu yazıda dört İskandinav başkentini ayrıntılarıyla ele alıyoruz. Stockholm, 'onlarca küçük ada üzerine kurulu kültür ve sanat şehri' olarak dünyanın en yaşanabilir kentleri arasında sayılıyor. 2 milyon nüfuslu şehir, 13. yüzyıldan bu yana İskandinavya'nın önemli bir merkezi; Mälaren Gölü'nün denizle buluştuğu on dört ada ve bir kanalla 'Kuzeyin Venedik'i' benzetmesini hak ediyor.
Stockholm'ün kökeni 1252 yılına dayanıyor; adı 'stock' (kütük) ve 'holm' (adacık) kelimelerinden geliyor. Şehir, Hansa Birliği döneminden 1520 katliamına, ardından Kral Gustav Vasa yönetimindeki büyümeden 17. yüzyılın hızlı gelişimine (1600'de 10.000 nüfusa ulaşma) uzanan bir tarihe sahip.
Stockholm'ün 1998'de 'Avrupa Kültür Başkenti' seçilmesi ve UNESCO korumasındaki alanları, kültürel önemini ortaya koyuyor. Şehirde yılda yaklaşık 1 milyon kişinin ziyaret ettiği 100 civarında müze bulunuyor; Nationalmuseum tek başına 30.000 el sanatı eseri ve 16.000 tabloya ev sahipliği yapıyor.
'Baltık Denizi'nin merkezinde' konumlanan Helsinki, Finlandiya'nın başkenti. Ülke topraklarının yüzde 70'i ormanlarla kaplı; Helsinki de doğa ile kültürü dengeli bir şekilde bir araya getiriyor. 300 adası ve sayısız kıyı koyuyla şehir, çevresindeki bölgelerle birlikte 1 milyon nüfusa ulaşıyor.
1917'deki bağımsızlığın ardından gelişen Helsinki, 1952 Olimpiyat Oyunları'na ev sahipliği yaptı ve önemli bir Avrupa buluşma merkezi hâline geldi. Carl Ludvig Engel'in tasarladığı Tuomiokirkko Katedrali ve Batı Avrupa'nın en büyük Ortodoks kilisesi Uspenski Katedrali, şehrin mimari simgeleri arasında. Suomenlinna Kalesi ve çok sayıda müze de ziyaretçilerin uğrak noktaları.